Kanaltürk spikeri Ekin Olcayto: “Neşeli bir tipim ama sunduğum acı haberler beni duvara çeviriyor"
Kanaltürk’ün sevilen Ana Haber Spikeri Ekin Olcayto, Medyaradar’dan Alev Gürsoy Cimin’e konuştu. Başarılı habercinin gündeme dair çarpıcı açıklamaları vardı. İşte o röportaj.
Habere aşık bir kadın. Samimi, duygularını gizlemiyor… Lafı eğip
bükmüyor. Son derece duygusal. Röportaj esnasında kimi zaman
gözleri dolu doluydu. Anlatmıyor sanki yaşıyor olayları. Tıpkı
haberi sunarken yaptığı gibi… İşini çok seviyor. Radyoculukla
başladığı kariyerine televizyon programları ile devam etti. "Asıl
istediğim bu" diyerek de haber sunmaya başladı. Kanaltürk Ana
Haber’i sunuyor, yani hafta içi her akşam evlerimize misafir ekran
yüzlerinden biri.
Röportajı Kanaltürk binasında yaptık. Ekrandakinden çok daha zayıf
ve bana kızmayacağını bildiğim için rahat rahat söyleyeyim
ekrandakinden çok daha güzel.
Siyaset konuşmayı çok sevmiyor ama ben ucundan köşesinden biraz
olsun girmeye çalıştım. Şu an en zor iş belki de onun ki. Çünkü
Kanaltürk yani çalıştığı grup Gülen Cemaati’ne yakın bir çizgide
olmakla suçlanıyor. Daha doğrusu paralelcilikle. Zaten birçok
etkinliğe çalıştığı kanalın muhabirleri alınmıyor. Ah şu
akreditasyon!!!
Ekin’e böyle bir süreçte bu grupta çalışmak seni korkutmuyor mu
diye soruyorum, “Bilakis büyük bir keyif alıyorum” diyor. Cemaatçi
misin sorusuna ise “Sadece haberciyim” diye yanıt veriyor ve
ekliyor: Burada gerçek haberciler çalışıyor, kimse kimseye hangi
partiye oy vereceksin diye bile sormuyor, insanlar ekmeğinin
derdinde işimiz habercilik diye de devam ediyor…
Medya konusunda ise çok iç açıcı konuşmuyor. Türkiye’de medyanın
özgür olmadığını düşünüyor. Ama bu durumun ömür boyu sürmeyeceğinin
de altını çiziyor.
Ekin Olcayto samimi bir haberci, onunla vakit geçirmek ve bu
röportajı yapmak son derece keyifliydi. Dilerim benimle aynı keyfe
ortak olursunuz. Sizlere güneşli güzel günler diliyorum. Sevgiyle
kalın…
RÖPORTAJ: ALEV GÜRSOY CİMİN
TWİTTER: gazetecialev
Mail: [email protected]
Her akşam Kanaltürk ekranlarında insanların evlerine konuk
oluyor Türkiye’de olup bitenleri anlatıyor, Ekin Olcayto.
Radyoculuk ve program sunuculuğunun ardından habere geçiş zor
olmadı mı?
Aslında televizyonculuğa başladığım ilk günden beri hedefim hep
haber spikeri olmaktı. Ama o kadar ufak yaşta başladım ki bu çok da
mümkün değildi. 18 yaşındaydım o zaman ve bir spiker olarak ciddiye
alınabilmek ve o donanıma sahip olabilmek o yaşlarda kolay değildi.
O nedenle önce kendimi bir ekrana atayım, habere geçiş daha rahat
olur diye düşündüm. O dönem TRT’de Star’da, Show’da, Kanal D’de
çalıştım. Bir yandan da hep radyo devam etti. 25 yaşına geldiğimde
de artık habere geçme zamanım gelmişti. Mirgün Cabas, benim yakın
arkadaşımdır. Ona haber spikeri olmak istediğimi söyledim. O zaman
hem radyodayım ve hem de tiyatroda. Mirgün, neden habere geçmek
istediğimi sordu. Ufak bir testten de geçirir gibiydi beni aslında.
O gün konu kapandı ve ben de bir daha sormadım. Bir gün
tiyatrodayken aradı beni. “NTV’de deneme çekimi var hemen fırla
gel” dedi.
“NTV BENİM İÇİN OKUL
GİBİYDİ”
Sonra?
O an sanki Hollywood’dan teklif gelmiş kadar heyecan yaptım. Hatta
panik oldum. Apar topar çekime gittim, gittiğim gibi de o akşam
başladım habere. NTV benim için okul gibiydi. Çok çalıştım ama inan
değdi. Program da yaptım haber de okudum, sonra da ana haber
teklifi geldi işte.
“HABER TUTKUSU
HASTALIK”
Sen bayağı şanslıymışsın. Herkes senin kadar şanslı
olamayabiliyor. Bu mesleği yapmak isteyip de yapamayan binlerce
kişi var. Sen de o şanssız insanlardan olsaydın şu an hangi mesleği
yapıyor olurdun?
Radyoya devam ederdim. Televizyonun çok da uzağında olmazdım.
Program yapardım herhalde. Şu an bile keyifli bir sohbet programı
yapmak isterdim. Çünkü haber bir yerden sonra kendi kendini tekrar
ediyor. Ama haberciliği bırakmam asla. O bir hastalık…
“HELE BİR DE ÖZGÜR
YAPILABİLSE”
Neden bu mesleği seçtin yani haberciliği?
Meraklıyız. Ben çocukken bile gazeteci olmak için can atıyordum.
Habercilik çok keyifli bir iş. Hele bir de çok daha özgürce
yapılabilse inanılmaz güzel bir meslek.
“HABERCİLİK ESKİDEN DAHA
KEYİFLİYDİ”
Şu an keyifli değil mi?
Elbette çok keyifli. Ama bu mesleğe ilk başladığım yıllarda bu işi
yapmak çok daha keyifli ve heyecanlıydı. Şimdi yaptığın haberi iki
kez düşünüp 50 filtreden geçiriyorsun. Çok kolay olmuyor.
“MEDYA ÇOK DEĞİŞTİ”
Mesela çalıştığın dönemdeki NTV ile şimdiki NTV arasında
çok fark var mı?
Valla NTV benim için çok özeldir. Şu an eğer bir kanal bana hiç
tereddüt etmeden ana haberini emanet ediyorsa bu biraz da NTV’de
edindiğim tecrübe sayesindedir. O nedenle asla çalıştığım o kanala
eleştirim olamaz. Şimdiki NTV ile o zamanki NTV’yi değil, bence
şimdiki medya ile o zamanki medyayı konuşmak daha mantıklı. Sadece
bir kanalı günah keçisi ilan etmek bence çok yanlış… Medya bambaşka
yere geldi. Tek bir kanal üzerinden konuşmak çok doğru değil. Öyle
bir noktadayız ki ağzımızdan çıkana dikkat etmek zorundayız.
Medyanın bu durumunu birazdan irdeleriz. Ama merak ettiğim
birkaç soruyu daha sorup öyle geçeceğim. Habercilik yapan bir
gazetecinin özel hayat kavramı neredeyse hiç olmuyor. Senin çalışma
tempon nasıl?
O telefon 24 saat açıktır bir kez. Yani telefonumu kapatayım ben
bir ortadan kaybolayım gibi bir şey yapamazsın. Ben yaz
tatillerimden apar topar döndüğümü çok bilirim. Hele de bir
haber kanalında çalışıyorsan her şeye hazırlıklı olmalısın. Zaten
benim çok öyle yoğun bir özel hayatım yok, sürekli gezen, eğlenen
biri olmadığım için beni çok etkilemiyor bu yoğun tempo.
“SPİKER HABERİN ÖNÜNE
GEÇMEMELİ”
Haber spikeri deyince akla hemen ağırbaşlılık, daha sadelik
geliyor. Çok öyle süs, ağır takı gibi abartılı olayları kaldırmıyor
galiba ana haber değil mi?
Tabii haberin önüne geçmemek gerekiyor. Ben özel hayatta
süslüyümdür ama haberde daha sade olmaya özen gösteririm. Makyajım
hafiftir, saçlarımı genelde düz yaparım, giydiğime, taktığıma özen
gösteririm. Özel gecelere çıkıp sunum yapacak gibi ekrana süslü
çıkan haber spikerleri bana da tuhaf geliyor. Ve maalesef var böyle
isimler, görüyor ve şaşırıyorum hakikaten…
“SADECE GÜZELLİK
YETMİYOR”
Önceden sadece prompter spikerleri vardı. Haberini oradan
okur ve zaten habere bir 10 dakika kala gelirlerdi. Şimdi o
tiplerden kaldı mı bilmiyorum. Mesela sen sadece haberi mi sunarsın
yoksa mutfakta da var mısın?
Olur mu öyle şey. Gündeme hâkim olmadan habere nasıl hâkim
olacaksın ki? Haber toplantısına mutlaka girmeli bir kez spiker.
Orada akış belli oluyor. Haberler nasıl görülecek o şekilleniyor.
Sonrasında da haberin içindeyiz zaten hep. Benim hayatımda habere
10 dakika kala gelmek gibi bir durum hiç olmadı. Çünkü bu sektörde
öyle var olamazsın. Sadece güzellik yetmiyor. Ya prompter gitse, ya
bir olay patlasa nasıl idare edeceksin?
“GÜNDEME YETİŞMEK ÇOK ZOR, SİNEMAYA GİRDİN
ÇIKTIN ÜLKE BATMIŞ OLABİLİR”
Haberle yatıp haberle kalkan tipler vardır, onlardan biri
de benim. Sen de gündelik hayatın içinde sürekli haberle yaşayan
biri misin?
Uyandığım anda hemen internet sitelerini tarar, sosyal paylaşım
sitesi Twitter’a bir bakarım. Gazeteleri hiç aksatmam. Yani
anlayacağın yarım göz açık, yarım göz kapalı ben gündemi taramaya
başlıyorum hemen. Bu ülkede 15 dakikada gündem değişiyor. Sinemaya
girdin çıktın ülke batmış olabilir. İnanılmaz zor bir ülkede
yaşıyoruz. Haber cenneti ve cehennemi gibi…
Ekranda görsellik mi yoksa samimiyet ve bilgi mi daha
önemli?
Hepsi çok önemli. Zaten bunlar sen de var mı yok mu izleyici öyle
bir görüyor ki. Zaten üçünün var olduğu kişiler ekranda var
olabiliyor. Çok donuk olamazsınız mesela. Hayatın içinde var
olduğunuzu hissettirmelisiniz.
Ekranda kendini beğeniyor musun?
Valla ekran olduğundan fazla kilolu gösterebiliyor. Hele HD
yayınlarda olmayan sivilceleriniz bile gün yüzüne çıkıyor. Bazen
olduğunuzdan çok daha güzel ya da çirkin çıkabiliyorsunuz. Ama kişi
kendini beğenmese hayata devam edemez zaten…
En beğendiğiniz ekran yüzü kim?
Nazlı Çelik’i çok beğeniyorum.
“KİMSE RAKİPSİZ DEĞİL”
Rakibin var mı?
Herkesin bir rakibi vardır. Kimse ben rakipsizim diyemez. Ama
ekranda ana haber okuyan arkadaşlarımın hepsi de birbirinden iyi.
Hepimiz de başarılıyız. Sonuçta hepimiz çok büyük emekler
veriyoruz. Herkes canla başla çalışarak bir yerlere geldi.
Bu sektörde kadın olmak bence çok zor. Kendinizi ispat
etmek, baylardan bir adım öne çıkmak için 2 kat çalışmak lazım;
sanki daha çok erkek egemenliği söz konusu. Sen ne
düşünüyorsun?
Kesinlikle katılıyorum. Bu aslında her sektörde böyle. Erkekler her
zaman çok daha şanslı. Biz bir şekilde var olmak için hatta saygın
bir şekilde var olmak için çok emek harcıyoruz. Başka yolları
deneyenleri de görüyoruz ama o yollar bambaşka şeyler. O yüzden
gerçekten ayağının üzerine basarak ve saygın bir şekilde var olmak
için normal bir insanın sarf ettiği eforun on katını sarf
ediyorsun. Yani “Bu kız güzel tamam yapar” değil, “Bu kız çok
başarılı” yapabilir dedirtebiliyorsan olay tamamdır. Ben spikerliğe
başladığımda akşam 22’de gider sabah 7’lere kadar kalırdım
NTV’de.
“AMAN BAŞIMA BİR ŞEY GELİR Mİ DÜŞÜNCESİ
ÇOK ACI”
Ve gelelim hamamlık sorulara. Yani biraz medya üzerinden
terleteyim seni. Az önce daha özgür bir medya dedin orayı atladım
sanma. Kolaydan zora gidiyoruz. Nasıl buluyorsun şu an medyanın
durumunu, ne görüyorsun?
Ne görüyorum biliyor musun? Sen bana bu soruyu sorduğunda “Eyvah
ben şimdi ne söylersem başıma bir şey gelmez” düşüncesindeyim. Bu
düşünceye sahip olmak çok acı.
“MEDYA ÖZGÜR DEĞİL”
Cesaret de bulaşıcı ama…
Elbette öyle. Ama medya şu an özgür değil. Zor bir süreçten
geçiliyor. Bunu sadece ben değil herkes söylüyor. Şu anki medyada
özgürlük diye bir şeyden bahsetmek zor. İnsanlar düşünceleri
nedeniyle çok zor süreçler geçirebiliyor. Bir şey konuşurken 70
filtreden geçirmek durumunda hissediyorsun kendini.
“İNSANLAR DÜŞÜNCESİNİN BEDELİNİ
ÖDÜYOR”
Problem ne?
Problem özgür olunamaması… İnsanlar söylediği sözler yüzünden
işinden, eşinden ve hatta en acısı canından olabiliyor. Bazıları
tarafsız durmaya çalışıyor, bazıları çok taraflı. Böyle garip bir
süreçten geçiyoruz. Başıma bir şey gelir mi korkusu çok acı.
İnsanlar sonuçta ev geçindiriyor. Aileleri var. Bedeli insan sadece
kendi ödemiyor ki? Mesela biz kanal olarak birçok yere giremiyoruz.
Akreditasyon engeli ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Bu Türkiye’de
basının çok da özgür olmadığının en basit örneklerinden biri değil
mi?
“ATATÜRKÇÜYÜM”
Türkiye’de şu sıralar sanırım yapılması en zor şey
habercilik, sen şu anda zor bir kanalda çalışıyorsun. Mimlenme
tehlikesi var bir kez. Çünkü cemaate yakın bir kanal olarak lanse
ediliyor Kanaltürk. Korkmuyor musun ekran kariyerinin bitmesinden
yani bir daha başka bir kanalda çalışamamaktan vs?
(Gülüyor)Hakikaten zor sorular sormaya başladın. Ben Kanaltürk’te
çalışmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum. Çalıştığım en huzurlu
kanallardan biri diyebilirim. Siz zaten bir yerlere ait olmasanız,
tarafsız dursanız da şucu-bucu diye ister istemez
yaftalanıyorsunuz. En acısı da insanları hemen harcamak, tu kaka
yapmak. Ben siyasi söylemlerle ön planda olan biri değilim, işimi
yapıyorum sadece ve evime dönüyorum. Ben Atatürkçüyüm… Şucu bucu
değil…
“KANALTÜRK’Ü
SEVİYORUM”
Mesela Cihan muhabirinin başına gelenler herkesi üzdü.
Başka bir medya organının muhabiri olsaydı aynı şeyi yaşar
mıydı?
Yaşamazdı elbette. Biz de çok üzüldük… Mesela biz de birçok yere
alınmıyoruz. Bir haberci olarak da insanın canını yakıyor bu durum.
Ben kurumumdan son derece memnunum.
“TEK GÜN TEK MÜDAHALE İLE
KARŞILAŞMADIM”
Ne kadar özgürsün burada?
Daha tek gün tek bir müdahale ile karşı karşıya kalmadım, bunu tüm
içtenliğim ile söylüyorum. 7 yıldır burada çalışıyorum ne
kıyafetime, ne ağzımdan çıkan bir kelimeye ne sosyal medya
kullanımıma kimse tek bir söz etmedi. Huzurluyum.
“GEREKİRSE HAMBURGER SATIP DAHA ÖZGÜR
OLMAYI TERCİH EDERDİM”
Gündem adeta bir alev topu. Yaşanan olumsuz gelişmeler,
sunduğun haberler psikolojini etkiliyor mu?
Etkilemez olur mu? Sadece haberciler değil, tüm toplum etkileniyor.
Herkes çok mutsuz. Bazen o kadar üzülüyorum ki, ben tamam kendi
adıma şanslıyım; özgür habercilik yapabiliyorum ama ya diğer
meslektaşlarım. Bazen diyorum ki “Her şeyi bırakayım başka bir
ülkeye gideyim, gerekiyorsa hamburger satayım ama daha özgür
olayım”… Bu düşünceyi daha çok yurtdışına gittiğimde yaşıyorum.
Çünkü o kadar özgürler ki, insan özeniyor. Atatürk Havalimanı’na
indiğimde üzerimdeki o baskıyı hissetmeye başlıyorum psikolojik
olarak. Ama işte bu ülkede bizim neden gidelim ki?
“MUHALİF DEĞİL,
HABERCİYİZ”
Bir zamanlar iktidara yakın bir çizgide olan kanal şimdi
180 derece döndü ve tamamen muhalif yayınlar yapıyor. Bu dönüşüm
sizi de etkiliyor mu?
Son yaşananlardan sonra muhalif olmamak çok da mümkün değil. Ama
muhaliflik kime ve neye göre? Bence şu an yapılan muhaliflik değil
olan haberi olduğu gibi görmek. Bunu yapmak bu ülkede artık
muhaliflik sayılmaya başlandı galiba. Muhalifliğin tanımı yeniden
yapılmalı bence.
“SİYASİ DURUŞUM YOK, BENİM GÖRÜŞÜMÜ DEĞİL
HABERİ MERAK EDİYOR İNSANLAR”
Peki, senin muhalif bir duruşun var mı?
Benim siyasi hiçbir duruşum yok. Çünkü ben ana haber spikeriyim.
İnsanlar benim görüşümü değil, sunacağım haberi merak ediyor.
Ülkede o gün ne olup bitmiş, onu tarafsız bir şekilde vermemi
istiyor. Haberi saklamadan veriyor muyum vermiyor muyum ona
bakarım. Ben bu konuları çok konuşmayı da sevmiyorum açıkçası.
Siyaseti seviyor musun?
Hayır, hiç sevmiyorum.
Ama Türkiye’de en çok siyaset konuşuluyor.
En kötüsü de bu zaten. İnsanlar alışverişte, hastanede her yerde
siyaset konuşur oldu. Biz tanınıyoruz ya hani! Taksiye biniyorum
taksici başlıyor. İşte bir yere gidiyorum garson başlıyor: “Ne
olacak Ekin Hanım” diye. Sanki ben Türkiye’yi kurtarmakla sorumlu
devlet bakanıyım (Gülüyor) Ne olacaksa olacak yani, başımıza ne
gelecekse gelecek. İnşallah iyi olacak. Ümidi hiçbir zaman
kaybetmemek gerekiyor.
“DİK DURMAK LAZIM”
O ümidi kaybetmemek için ne gerekiyor?
Bizim üzerimize düşen herhalde dik durmak. Bir şekilde daha güzel
günler göreceğimizi düşünüyorum. Hiçbir şey olduğu gibi
kalmıyor.
“ÇOCUK ÖLÜMLERİ BENİ
MAHVEDİYOR”
Son zamanlarda seni en çok üzen haberler
nelerdi?
Çocuk ölümleri beni mahvediyor. Artık siyasete alıştık. Her gün
bambaşka bir şey çıkıyor zaten. Bir gün Kuran-ı Kerim’den pasta
yapıyorlar, ertesi gün Üsküdar’a Kâbe yapıyorlar. Yani akıl
sınırını zorlayan her şey oluyor bu ülkede. Onlara sinirleniyorsun
gülüp geçiyorsun ama çocuk ölümleri beni mahvediyor. Sonradan
yayını seyrettiğim zaman yüzüme bakıyorum ve hakikaten ağlamaklı
olduğumu görüyorum ama engelleyemiyorsun.
Zaten belli ki duygusal bir yapın var. Çocuk ölümleri
deyince gözlerin sulu sulu oldu.
Evet. Yengeç burcuyum ben o yüzden çok duygusalım.
Taşıyorsun o zaman özelliklerini?
Evet taşıyorum. Yapabilecek hiçbir şey yok. Bana bazen Twitter’dan
sesleniyorlar “Ne kadar kötü haberler veriyorsunuz, bir tane iyi
haber yok” diye. Ama yok, var da biz mi gizliyoruz iyi olanları…
Birisi ölmüş, biri birini kesmiş. Artık insanın içi çıkıyor o
haberleri okuyunca.
Bir kadın olarak kadın cinayetleri hakkında ne
düşünüyorsun?
Kadın ölümlerinin önüne geçilememesi maalesef çok korkunç bir şey.
Çünkü karakola giden kadın “Kocandır hadi geri dön” şeklinde
karşılanıyor. Hiçbir şekilde koruma isteyen kadına koruma
verilmiyor. Kadın 3 gün sonra ölüyor. Manşetlerden sonra da herkes
sokaklara dökülüp yürüyor. Hiçbir şekilde çözümü bulunamıyor, bu
ülkede garantimiz yok; yarın sabaha çıkacağım belli değil yani.
“KİM CEMAATÇİ, KİM DEĞİL
BİLMEM”
Kanaltürk’te çalışan herkes cemaatçi midir ya da öyle mi
lanse ediliyor?
Bunu söyleyenler art niyetli insanlar. Elbette değil, ayrıca olsa
ne olur. Kimi düşüncesinden görüşünden dolayı yargılayabilirsin. Bu
meslek garip bir hal aldı. İnsanlar haberden başka her şeye bakmaya
başladı. Ben buradaki bütün çalışma arkadaşlarımı çok seviyorum,
herkesle çok iyi geçiniyorum. İnan hiçbir zaman şu cemaatçidir şu
değildir diye bir ayrım görmedim. Şu an röportaj yapıyoruz diye
şirketi koruma adına asla böyle bir şey söylemiyorum. Ben burada
kim cemaatçidir, kim değildir onu bile bilmiyorum. Hiç kimse burada
birbirine karışmaz. Sen ne giydin, ne çıkardın, nereye gittin,
oraya niye gittin, buraya niye gelmedin, kime oy verdin gibi şeyler
olmaz ve ben bu rahatlıktan çok memnunum.
Cemaatçi misin?
Haberciyim! Haberci de sadece habercidir. Bana cemaatçi misin diye
değil de, iyi spiker misin ya da iyi haberci misin diye sorman daha
mutlu ederdi.
Gazeteciler siyaset yapabilir mi?
Yapar niye yapmasın ama gazeteciliğe devam ederken mi diyorsun?
Evet…
O kadar kişisel şeyler ki bunlar. Yani yapmalı mı yapmamalı mı
dersen; artık herkes yapıyor. Gazeteci değil maşallah her biri
Meclis’te vekil gibi.
Peki, milletvekili gazeteciler ile ilgili veya milletvekili
adayı olan gazetecilerle ilgili ne düşünüyorsun? Sen de düşünür
müydün mesela?
Yok, ben düşünmezdim. Siyaseti sevmiyorum dedim ya… Daha doğrusu
başıma da dert almak istemiyorum açıkçası, zor bir şey.
Sen Türkiye’de gerçekten habercilik yapıldığına inanıyor
musun?
Elimizden geleni yaptığımızı düşünüyorum.
Geleceğe dair endişelerin var mı?
Herkesin vardır. Benim de var. Ne olacağız, bu ülke nereye gidecek,
iş güç ne olacak; diye düşünmeden edemiyor insan. Özel hayatla
ilgili iş hayatıyla ilgili hakikaten yarının ne getireceğini
bilemediğimiz günlerden geçiyoruz.
“SEKTÖRÜN EN BÜYÜK SORUNU İŞSİZLİK”
Bizim mesleğin en büyük sıkıntılarından biri de işsizlik,
işsiz kalma korkusu. Senin de hiç başını ellerinin arasına koyup
düşündüğün oluyor mu ya işsiz kalırsam diye?
Olmaz mı? Bizim en büyük korkumuz o. Ben kendi öğrencilerime şunu
söylüyorum: Bir sabah uyandığınızda işsiz kalabilirsiniz ve ne
kadar süreceğini asla tahmin edemezsiniz. İşsiz kalmanızın hiçbir
sebebi de olmayabilir. Böyle bir meslek seçiyorsunuz ama yine de
değer…
Emeklilik diye bir şey de yok bu meslekte
sanki?
Olunur olunmaz tamamen Allah’a kalmış. Asla bir garantiniz yok ama
o kadar keyifli bir meslek ki. Bu kadar zorluklarına rağmen; tekrar
18 yaşıma geldiğimde yine aynı şeyi isterdim.
Sen heyecan seviyorsun, siyaseti sevmesen de.
Ekranda olmayı seviyorum. Açıkçası siyaset yorumu yapmayı
sevmiyorum. Onu siyasetçiler yapsın. Herkes herkesin işini yapmaya
kalkarsa yaptığımız mesleğin bir anlamı kalmaz. Benim işim haber
sunmak, gerisi fazla.
Zaman ve Samanyolu Grubu’na operasyon olduğu gün sizin
ekranlardaki başlığınız dikkat çekiciydi: “Demokrasi ve Medyaya
Darbe” diye verdiniz tüm olup biteni. O gün neler hissettiniz,
çünkü “Kanaltürk’e de gidebilir polis” deniyordu. O an tedirgin
oldunuz mu?
Türkiye’de böyle olağanüstü günlere uyanmaya alıştık artık. Sakin
geçen bir gün yok. Sürekli operasyon haberleri veriyoruz zaten.
Elbette insan tedirgin oluyor. Bize ne zaman gelirler diye
bekledik o gün ama gelmediler. Samanyolu’ndaki arkadaşlara, Hidayet
Karaca’nın başına gelenlere o kadar üzüldük ki. O hafta bütün
haberleri buna ayırdık. Bütün bülteni yıktık. Hatta espriler bile
yaptık. Makyajımızı çıkarmayalım gelir bizi alırlarsa iyi görünelim
şeklinde (Gülüyor). Şaka bir yana ben işimi yapıyorum ve onun
dışında herhangi bir konuda çok da fazla konuşmak istemiyorum.
Korkaklık da diyebilirsin buna belki ama korkaklık değil. Zaten ne
demek istediğimi anlattım. Yordun beni bu sorularla…
O zaman özele gireyim. Evli değildin değil mi?
Hayır.
Bana bir gününü anlatır mısın? Nasıl geçer?
Sabahları yürüyüş yapıyorum. Sağlıklı yaşama sardım bu aralar. Her
sabah kalkıp sahilde yürüyorum, plates yapıyorum; spora verdim
kendimi. Bir kedim var onunla ilgileniyorum, Zaten hayatımın büyük
bir bölümü burada geçiyor.
Kendini anlatır mısın bana?
Arkadaşlar hala şunu söyler “Sen nasıl haber sunuyorsun” diye.
Aslında çok yumuşak ve çok eğlenceli bir tipim var ama
“Ekranda duvar gibi duruyorsun” diyorlar.
“NEŞELİ BİR TİPİM AMA SUNDUĞUM ACI
HABERLER BENİ DUVARA ÇEVİRİYOR”
Sert görünüyorsun ekranda…
Evet, sert görünüyorum ama o kadar üzücü haberler sunuyorum ki orda
da neşeli olmama imkân yok. Twitter’dan ve Instagram’dan takip
edenler iki ayrı insan gibi olduğumu söylüyorlar. Bir tarafta süper
neşeli süper eğlenceli, diğer tarafta da duvar gibi sunan bir insan
ama öyle olması gerekiyor.
Moralini mi bozarım, moral mi veririm bilmiyorum ama
ekrandakinden çok daha zayıf ve çok daha güzel
görünüyorsun.
Teşekkür ederim hep aynı şeyi söylüyorlar. Kamera, ışıklar
gerçekten kilo ve yaş katıyor insana. İnsanlar beni çok daha büyük
sanıyor.
Kaç yaşındasın sen?
Söylemem, sonra söylerim sana. O kadar yaşlı değilim. Bunu
söylemekle yetineyim. (Gülüyor)
Medya ve İletişim üzerine öğretmenlik de yapıyorsun değil
mi? Hem de mezun olduğun kurumda.
Evet, spikerlik ve sunuculuk dersi veriyorum. Oraya hoca olarak
geri dönmek benim için gerçekten çok keyifli ve gurur vericiydi.
Orada 3-4 senedir ders veriyorum. İpek Üniversitesi’nin içinde
İstanbul Sinema Akademisi açıldı orada da yine spikerlik ve
sunuculuk dersi var. Orada da hocalığa başladım.
“SADECE GÜZELLİĞİNE GÜVENENLER VAR
OLAMAYACAK”
Yeni gelen nesli nasıl buluyorsun bir hoca
olarak?
İkiye ayrılıyorlar. Bir kısmı; “Ben güzelim, hiçbir şey yapmama
gerek yok, şurada da bir iki diksiyonumu düzelteyim de kendimi
ekrana atayım” diyenler. Ki zaten onlar hiçbir şey olmuyor. Sen
ders anlatıyorsun dinlemiyor, telefonuyla oynuyor. Onlar insanı
delirtiyor. Bir diğer tarafta da şöyleleri var. Onlar gerçekten
ilerde bizim işimizi yapacaklar. Çok çalışıyorlar, teneffüslerde
bile yanımıza geliyorlar. Gerçekten verdiğin emeğin karşılığını
veriyorlar. Onlar ilerde bu işlerde var olabilecekler. Ama sadece
güzelliğine güvenip ya nasıl olsa hallederiz diyenler var
olamayacaklar.
Bir Ana
Haber spikeri çok iyi paralar mı kazanır? Sırf bu yüzden bu mesleği
hayal edenler var. Dışardan görüldüğü gibi afili bir meslek mi, iyi
maaşlar alır mı Ana Haber spikerleri?
Hayır, eskidenmiş o. Eskiden hakikaten ilk özel TV’ler kurulduğunda
müthiş paralar kazanmışlar. Yeni nesilde öyle bir şey var sanki biz
acayip paralar kazanıyormuşuz gibi. Hiç öyle bir şey yok.
Sabah haberleri Ana Haberlerin önüne geçti. Ana Haberler
eski heyecanını yitirdi deniliyor doğru mu?
Yani aslında ikisinin de ayrı heyecanı var ama sabah haberleri
artık çok daha fazla seyrediliyor. O konuda ben de aynı fikirdeyim.
Çok da keyifli… Ben de erken kalktığımda, yetişebildiğimde
seyrediyorum. Bizim kanalımızda da var sabah haberleri Turan
Görüryılmaz sunuyor o da çok başarılı.
Üç büyükler vardı ya daha önce; Uğur Dündar, Mehmet Ali
Birand, Ali Kırca... Onlardan sonra sanki o heyecan bitti
deniliyor. Ne düşünüyorsun?
Onlar bambaşkaydı, efsaneydi hakikaten.
Ana Haber’de o eski rekabet var mı artık?
Kalmadı galiba. Eskiden çok daha heyecanlıydı tabi, o üç büyüklerin
birbiriyle olan rekabeti bambaşkaydı.
Haber sunarken en çok neye odaklanırsın, yaşar mısın
haberi?
Evet. Zaten haberin okunduğu değil anlatıldığını savunanlardanım
ben. O haberi yaşatarak karşı tarafa geçirebilirsin. Ruhsuz okumak
ya da okuyayım da bitsin mantığıyla okumak olmuyor. Zaten tüm gün
içinde olduğun için onu yaşayarak anlatıyorsun aslında. Hani dedim
ya son anda gelen spikerler var diye belki onlar bir şey
hissetmiyor alabilir ama bütün gün üzerinde çalıştığın, içinde
olduğun haberi anlatırken zaten onu hissettiriyorsun karşı
tarafa.
İleriye yönelik bir planın, projen var mı?
Herkesin özgürce konuşabildiği bir sohbet programı yapmak
istiyorum. Güneri Civaoğlu’nun yaptığı “Şeffaf Oda” gibi mesela.
3-4 konuğun geldiği sırayla herkesin istediği gibi anlattığı
keyifli bir sohbet programım olsun istiyorum. Çünkü sohbet etmeyi
çok seviyorum. İnsan ilişkilerim iyidir samimi konuşmayı severim ve
bunu ekrana yansıtabileceğim bir sohbet programı yapmayı çok
istiyorum.
Sabah programı gibi mi?
Benim hedeflediğim şey birebir bir talk şov gibi. Eskiden 'Başka
Yerde Yok' diye bir program vardı ona benzer bir şey düşünüyorum.
Kadın kuşağında göbek atmalı bir program beceremem çünkü ben o
değilim. Ama birebir konukla sohbet ettiğim belki çıkıp şarkı
söylediği bir gece programı istiyorum.
Dilerim en yakın zamanda yaparsın o programı. Çok da
iyi yapacağından eminim. Bu keyifli röportaj için sana teşekkür
ediyorum…