BİZİ REZİL ETSİN, YOKSA KENDİ REZİL OLACAK! AHMET ALTAN'DAN BAŞBAKAN'A HODRİ MEYDAN!
Taraf yazarı Ahmet Altan bugünkü yazısında Başbakan Erdoğan'ın canlı yayında yaptığı konuşmayı eleştirdi ve yalan söylediğini iddia etti. İşte o yazı.
Eskiden bunu generaller yaparlardı.
Televizyona çıkar gözümüzün içine baka baka yalan söylerlerdi.
Kendi halklarına böyle pervasızca yalan söyleyebiliyorlardı; çünkü
kendilerinin çok güçlü olduğuna, kimsenin onların yalanını
yüzlerine vuramayacağına inanıyorlardı.
Bu yanılgı, onların iktidarının sonunu getirdi.
Önceki gün A Haber’deki programda Başbakan Erdoğan’ı dinledim.
"İşkenceci polis"le ilgili soruya aynen şöyle cevap verdi:
"Hakkında bir mahkûmiyet kararı yok."
Niye böyle yapıyor, neden kendini bu kadar acıklı bir duruma
sokuyor, neden aksi derhal kanıtlanabilecek bir gerçeği böyle
rahatlıkla inkâr edebiliyor, bilmiyorum.
Belki o da generaller gibi kimsenin bu yalanı açığa
çıkartamayacağına inanıyor, belki taraftarlarının"yalan söylese"
bile onu desteklemeye devam edeceğini düşünüyor, belki de en iyi
niyetli ihtimalle artık hiçbir şey okumuyor ve etrafındakiler
tarafından kandırılıyor.
Başbakan Erdoğan’ın "hakkında bir mahkûmiyet kararı yok" dediği,
"sonuna kadar sahip çıkacağını" söylediği polis şefi "işkenceden"
mahkemede "mahkûm" oldu.
Biz bu mahkûmiyetin belgelerini dün bir kere daha yayımladık.
Yargıtay, mahkûmiyet kararı veren mahkemenin "işkenceci polise"
biçtiği cezanın "az olduğuna"ve daha fazla cezaya çarptırılması
gerektiğine karar verdi.
"Daha fazla ceza verilmesini" isteyerek dosyayı yeniden mahkemeye
gönderdi.
Ve, Türkiye’de sık sık yapıldığı gibi o aşamadan sonra işkenceci
polisi korumak için "bir el" devreye girdi ve dava dosyası bir
yerlerde saklanarak "zamanaşımına" uğratıldı.
Başbakan, bu durumu halka "hakkında mahkûmiyet kararı yok" diye
anlatıyor.
Mahkeme mahkûm etmiş, Yargıtay cezayı "az bulmuş" ve Başbakan
"polis mahkûm olmadı"diyor.
Üstelik işkenceci polisi mahkûm eden mahkemede "cezanın az
olduğunu" söyleyerek karara "şerh koyan" bir yargıç da var.
O yargıç bugün hâlâ yargıçlık yapıyor ve "işkenceci polisin"
açıklamalarına daha geçen hafta cevap vererek, "o zaman bu polisler
sistemli işkence yapıyorlardı, daha fazla ceza almaları gerekirdi"
dedi.
Bütün bu gerçekler devletin belgelerinde olduğu halde "o polis
mahkûm olmadı" diyebiliyor Başbakan.
"Dosyayı inceledim" de diyor.
İncelediği dosyada bu kararları görmedi mi?
Mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararı, Yargıtay’ın "bu ceza az"
dediği karar, Başbakan’ın okuduğu dosyada yok mu?
O dosyada bu kararlar yoksa, biz bu kararların belgelerini
yayımladık, basın danışmanları bizim yayımladıklarımızı Başbakan’a
göstermiyor mu?
Bütün bu gerçekler, belgeler, kararlar devletin kayıtlarında
dururken bir başbakan nasıl "o polis mahkûm olmadı" diyerek halkını
kandırmaya kalkabilir?
Bu yalanın ortaya çıkmayacağına nasıl inanabilir?
Bir zamanlar kendilerini "hâkim-i mutlak" sanan generaller nasıl
inandıysa öyle inanıyor herhalde.
Başbakan, "o polis Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûm
olmadı" da diyebildi hepimizin önünde.
Karşısındaki gazetecilerden hiçbiri de "Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi insanları değil devletleri yargılar" demedi.
Başbakan’ın "sonuna kadar sahip çıkacağını" söylediği polisin
yaptığı işkencelerle ilgili iddialar Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne götürülünce, AİHM dosyayı inceledi ve Türkiye’nin
"eksik soruşturma" yaptığını söyleyerek Türkiye’yi mahkûm etti.
Türkiye, o polis yüzünden mahkûm oldu.
İnsan Hakları Mahkemesi, "siz eksik soruşturmuşsunuz, gerekli
soruşturmayı yapmamışsınız" diyerek Türkiye’nin meselenin üstünü
kapatmaya çalıştığını saptayarak Türkiye’nin suçlu olduğuna karar
verdi.
Başbakan’ın okuduğu dosyada bu karar yok mu?
Başbakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde devletlerin
yargılandığını bilmiyor mu?
Okuduğu dosyada, o polisin yaptığı "işkenceyi eksik soruşturmaktan"
Türkiye’nin mahkûm olduğunu görmüyor mu?
Bir başbakan bu kararı gördükten sonra "o polis AİHM’de mahkûm
olmadı" diye yalan mı söyler yoksa o polisi terfi ettirmeden önce
"eksik soruşturmayı tamamlayın" diye talimat mı verir?
Başbakan Erdoğan, bir de "o işkence iddiası 14 yıl önceydi, niye
şimdi ortaya çıkarıyorlar"diyor.
Bunlar yakışıksız demagojiler gerçekten.
12 Eylül 30 yıl önceydi, 28 Şubat 15 yıl önceydi, neden şimdi
yargılıyorsunuz?
Söylediği bir başka söz ise korkunçtu, tecavüze uğrayan kadın için
"o kadın terörist" dedi, bir kadın"terör" suçundan sanık olarak
yakalanınca "tecavüz mü edilecek", kadının suçu "polisin suçunu"
haklı mı gösteriyor?
Nasıl konuşmalar bunlar?
Başbakan "işkencecilikten mahkûm olmuş" bir polise sahip çıkabilmek
için kendi halkına yalan söylüyor.
Bu polis işkenceden yargılandı, ya mahkûm oldu, ya beraat etti,
üçüncü bir ihtimal yok.
Biz, o polisin mahkûm olduğunu gösteren belgeyi yayımlıyoruz.
Başbakan, "mahkûm olmadığı" konusunda iddialıysa o da "beraat"
kararını çıkarıp göstersin, bizi rezil etsin.
Aksi takdirde, halkına yalan söylediği için kendi rezil olacak
çünkü.
Ahmet Altan/Taraf