TRT1 tarih dizisiyle tarih yazdı! Vay sen misin bizi eleştiren tarihçi: Kel başa şimşir tarak!

Değerli okurlar, bu ayıbın bir özrü olur mu? Bilmem ama yapılanlar televizyon tarihine kara bir leke olarak yazılmıştır.

EKRAN KEDİSİ editor@medyaradar.com

Hay hak! Perde kurduk, ışık yaktık / Gösterimiz gölge, hayal / Gerçeğin aynasıdır bu / Sanılmaya martaval / Bu perde, başka perde / Gölge oyunu perdesi / Karagöz’ü sevenlere / İşte Karagöz perdesi”

Bu maniyle başlar “Karagöz ve Hacivat”. Ama önce anlatılacak konuya pek ilintili olmayan ilginç gölgeler geçer perdeden.

Değerli okurlar, Türkiye’nin yoğun gündemi içerisinde TRT’de yaşanan bir skandalı yazmazsam ayıp olurdu.

Karagöz’ün cahilliği, yaşadığı dönemin egemenlerinin sınıfsal tahakkümünden kaynaklıdır. Peki ya TRT’nin yaptıkları?

Takipçilerim bilir benim “sosyal medya yıkıldı” sözüne bayıldığımı. Dün sosyal medyanın gündemi arasında TRT vardı! Hem de bir skandal ile anılıyordu…

Gelelim TRT’nin göz yumduğu o skandalın giriş, geliş ve sonuç bölümüne.

Fatih Sultan Mehmet'in hayatını ele alan "Mehmed: Fetihler Sultanı" dizisi, TRT 1'de ekranında bir süredir yayınlanmakta.

Tarihçi, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil de bu diziye dair sosyal medya hesabından bir dizi eleştiride bulunuyor. Hatta diziye dair Türkiye gazetesinde de bir yazı kaleme alıyor. Şimşirgil, 21 Şubat 2025 tarihi yazısında;

“Fetihler Sultanı” dizisi çöp oldu!

“Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisi şu hâliyle tükenmiş durumda. Tamamıyla tarihle hiç alakası olmayan bir zemine kaydırıldı. Bundan sonra da iflah olmaz. Bakınız dizi beş haftadır üç senaryo üzerinden yürüyor.

Birincisi Baltaoğlu Süleyman Paşa öldürüldü. Öldüren muhtemelen Çandarlı Halil Paşa idi. Fakat şüpheler Zağanos Paşa ile Bali Bey üzerine çekildi. İki taraf ve iki tarafın güçleri birbiri ile husumetle kapışıp duruyor. Beyin yakıcı repliklerle izleyicinin adrenali yükseltilmeye çalışılıyor. Genç padişah, sorumlunun ortaya çıkması için çırpınıp duruyor. Evet ortada bir ölü, şüpheler ve amansız bir mücadele var...

Peki gerçek ne: Baltaoğlu Süleyman Paşa öldürülmedi. Donanmanın başından azledilince bir askerî birliğe verildi. Fetihten sonra da uzun müddet gazalarda bulundu. Ne şekilde vefat ettiği hakkında kesin bir bilgi bulunmuyor.

İkinci önemli nokta, kadınlar arasında kıskançlıklar ve saray entrikaları! Senin çocuk tahta çıkacak yok benim çocuk çıkacak tartışmaları ve güç mücadelesi. Melek gibi bir Mara Hatun’a karşı hırslı ve ihtiraslı bir Bahar Hatun mücadelesi. Bir tek saç saça baş başa birbirlerini boğazlamadıkları kaldı.

Peki gerçek nedir: II. Murad Han vefat edince Sultan Mehmed, analığı Mara Hatun’u evlendirmek istedi. O bu teklifi kabul etmeyerek Serez’de bir manastıra çekildi. Kendisini kendi dinince ibadete adadı. Yani artık Edirne Sarayı’nda yaşamıyor. Dolayısıyla bütün bu kavgaların yaşanması imkânsız.

Üçüncü ana bozuk kurgu ise İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey ile alakalıdır. Hızır Bey aslen Eskişehir’in Sivrihisar kazasındandır. Bursa’da çok iyi bir medrese tahsili gördü. İlk olarak memleketine müderris olarak atandı. Uzun süre çeşitli medreselerde görev yaptıktan sonra kadılığa geçti. İnegöl’de kadılık yaptıktan sonra Edirne’de Üç Şerefeli Camii Medresesi’nde dersler vermek üzere müderrislik vazifesine yeniden döndüğünü görmekteyiz. Onun İstanbul’un ilk kadısı olması fetihten sonra gerçekleşmiştir...

Hâl böyle iken fetih sırasında baş kadı olarak görev yapması, hayalî olarak öldürülen Baltaoğlu’nun katilini araştırması, Fatih ile olan diyalogları, kavuğunu başından çıkarıp Fatih’e sunması, Fatih’in cevapları hemen hepsi hayalden öteye gitmemektedir.

Bu durumda Çandarlı’nın onu Fatih’in yanında küçümseyen ve aşağılayan tavırları padişaha yapılan en büyük hakarettir. Hâlbuki Fatih Sultan Mehmed bir kadıya attığı tokat sebebiyle Enderun’un parlak subaylarından ileride sadrazamlık yapacak olan Davut Paşa’ya idam cezası vermiş ve ilgililerin yoğun ricası üzerine affetmişti. Buna rağmen ona altı ay yatağından çıkamayacak bir dayağı da ihmal etmeyecektir.

Fatih’in huzurunda âlimler oturup münazara ederlerken, ilmiyeden olmayan vezirler ayakta dururdu. İlme ve ilim adamlarına böylesi büyük bir hürmet duyan Fatih’i bu şekilde göstermek ona layık görülen en büyük hakaretlerdendir!..

Milletin tepkisi para etmiyorsa tarihimizi mahveden bu dizilere karşı artık RTÜK’ün harekete geçmesini bekliyorum... Yoksa yarınlarda daha feci kurgularla geldiğinde söyleyecek sözümüz bulunmaz.

Fatih Sultan Mehmed Han ahirette, kendisini evlatlarına karşı böyle iftiralarla gösterenlerden mutlaka davacı olacaktır.” ifadelerine yer veriyordu.

Biraz uzun oldu ama eğer Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in neyi eleştirdiğini bilmez isek olup biteni anlamayacağımızı düşündüğümden girizgahı biraz uzun tuttum. Kusuruma bakmayın!

Değerli okur, işte bu eleştiriler sonrası “Mehmed: Fetihler Sultanı” isimli dizide tarihçi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’e göndermede bulunuldu. Yazının devamında o diyalogları sizlerle paylaşacağım. Düşünebiliyor musunuz? Bir tarihçi dizideki hataları dile getiriyor, dizinin yapımcısı senaristleri bu eleştirilerden feyz alacağına ya da açıp bu değerli akademisyenden fikir alacağına ne yapıyor? Soyadı ile dalga geçiyor.

TRT1’in bütçesi yüksek bu dizisinde Ahmet Şimşirgil’in soyadındaki ‘Şimşir’den yola çıkılarak yaz kış yaprakları yeşil kalabilen ender çit bitkilerinden olan Şimşir ağacından sözüm ona KAPAK yaptılar.

Dizide hünkarımız Sultan Mehmed, Çandarlı Halil Paşa’ya sorar;

Sultan Mehmed: Şimşir hiç bir işe yaramaz mı?

Çandarlı Halil Paşa: Vallahi hünkarım Şimşirin tabiyeti kaypak ondan hiç bir şey olmaz mendebur münasebetsiz bir şey işte.

Sultan Mehmed: Ne diye böyle söyledin lala

Çandarlı Halil Paşa: Bu şimşir denen meymenetsiz mevsimine göre huy değiştirir hünkarım rüzgar nerden eserse bir bakarsın sert kavi bir bakarsın cıvık esnek

Sultan Mehmed: Ele almaya değmez hiç bir işe yaramaz yani.

Çandarlı Halil Paşa: Bali evvel ancak kel başa şimşir tarak hünkarım. Şimşir olmaya gör.

Değerli okur, bu sözler kamu hizmeti yayıncılığı yapmakla mükellef olan TRT ekranlarında yer aldı.

Bu seviyesiz sözde göndermenin nedeni neydi? Bir akademisyenin diziyi eleştirmesiydi. Şaka gibi değil mi?

Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen dizinin ilk bölüm izlemesinde TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, gazetecilere "Türkiye'nin kamu yayıncısı olarak tarihimizi, milli, manevi ve kültürel değerlerimize sahip çıkmayı, ecdadımızın kahramanlık hikayelerini anlatmayı, şerefli tarihimizin şanlı sayfalarını ekrana getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz." dedi.

Sayın Sobacı’ya sormak lazım değil mi bu sahnelerdeki diyaloglar ne kadar “tarihimizi milli, manevi ve kültürel değerlerimizi” yansıtıyor?

Peki, tarihi diziler gerçeği yansıtmak zorunda mıdır?

Belki de asıl cevaplanması gereken soru budur. Bu çerçevede öncelikle, söz konusu yapımların hemen hepsinin bir tür aksiyon dizisi ve kurgu olduğu hususunun gözden kaçırılmaması gerekir. Dolayısıyla bu dizilerden tarih öğrenmek yahut gerçekliği aramak gereksiz ve ütopik bir beklentidir.

Ancak burada bir kez daha Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in sözlerine yer vermeyi uygun buluyorum.

“Öncelikle şunu ifade etmeliyiz ki dizi yapımcılarının tek bir derdi ve tek bir gayesi var: Reyting ve Para... Zaten bu ikisi birbirinin ikiz kardeşi gibi. Biri diğerini tetikliyor.

Hedef bu olunca her yol mubah oluyor. Milleti gazlayacak replikler ve birkaç hamasi sahnenin ardından yürüsün entrikalar! Para ile satın aldıkları troller de nasıl olsa sosyal mecralarda reklamlarını bol bol yapacaklar.

“Yapmayın, etmeyin, tarihi çarpıtmayın” diyenlere de yedi yıldır klişe cevaplar hazır tabii. Şöyle ki:

“Bu dizi be kardeşim”... “Belgesel izlemiyoruz”... “Bunda elbette kurgu olacak”... “Beğenmedi isen izlemezsin”... “Şu kadar emeği görmezden gelemezsin”... “Ortada şöyle bozuk diziler varken buna kurban ol”!..

Aslında bu tip ifadeler merd-i kıptinin şecaat arz ederken sirkatini bildirmesi gibidir. Yalan ve iftiralarını kabulleniştir. Bir anlamda, “Evet haklısın, fakat kabul etmek zorundasın, beğenmezsen izlemezsin” demektir.

Peki o zaman bir başkası yarınlarda tarihimizi daha feci senaryolarla bozmaya kalkarsa ne diyeceğiz! O klişe sözler bunlar için de geçerli olacak mı?

Sen dizi yapıyorsun diye tarihî şahsiyetleri ve olayları tamamen çarpıtmak bir hak mı oluyor? O zaman RTÜK ve benzeri denetim kuruluşlarına ne gerek var!”

Değerli okurlar, bu ayıbın bir özrü olur mu? Bilmem ama yapılanlar televizyon tarihine kara bir leke olarak yazılmıştır.

Gelelim kel başa şimşir tarak olayına…

Atasözlerinden aşina olduğunuz “şimşir tarak" aslında sanıldığı kadar basit bir ahşap tarak değil. O kadar ki samuraylardan Avrupalı asillere kadar yüzyıllarca geniş bir coğrafyada kullanıldı. 14. yy. Fransa’sında aşk imgeleriyle süslenen şimşir taraklar sevgililere sunuldu. Asırlar geçse de şimşir tarakla gelen doğal güzellikler hala namını koruyor. Çünkü; Sürdürülebilir olmasının dışında şimşir ağacını bakteriler sevmez yani doğal olarak hijyeniktir.

Diğerlerinin aksine şimşir tarak saçınızda elektriklenmeye neden olmadığından kolayca şekil verebilirsiniz. Tararken aynı zamanda masaj yaparak kan akışını hızlandırır ve saç derisinin beslenmesine yardımcı olur.

Kullandıkça eskimez aksine zamanla kondisyonu artar ve size özel hale gelir.

Memleket bir "Çadır tiyatrosu?.." gibi…

Yok, o bildiğiniz tiyatro sanatında yer alan "çadır tiyatrosu" değil. Oyunlarını büyük bir çadır içinde halka sunan gezici tiyatro grubu değil.

Bu "çadır", başka "çadır."

Böyle bir komediyi kimse sahneye koymaz. TRT hariç!

Tarihi dizilerden öğrenme gafletine düşmediğiniz sağlıklı günler diliyorum…

Değerli okur,

Aşağıdaki linkte, tarihçi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in TRT’ye cevabını bulacaksınız. İzlemenizi tavsiye ederim.

EY TRT! FATİH, SİZİN KUKLANIZ MI, OYUNCAĞINIZ MI? - AHMET ŞİMŞİRGİL - YouTube

Ekran Kedisi'ne ulaşmak için: medyaradar@gmail.com

Tüm yazılarını göster