Efendim; sonunda Abdullah Öcalan beklenen “Tarihi Çağrı” yı yaptı. Hem de tam söylenen içerikte. Kısa ve öz. Genel hava “Olumlu” ama bundan sonra nereye varacağı daha önemli görünüyor. Oralar pek muğlak. Lakin ok yaydan çıktı bir kere!..
Neyse, önce açıklamaya dair ilk intibalarımı paylaşmaya çalışayım. El yazısıyla 3,5 sayfa bilgisayar çıktısıyla 1 sayfa 1 satır olan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlığını taşıyan metin enine boyuna düşünülmüş ve üzerinde çalışılmış bir metin. Belli ki çizilen çerçevenin dışına çıkılmamış.
Metnin Dili!..
Öncelikle metnin dili PKK’nın tipik “Çözümleme” dili. Hatta oldukça “Teorik” denebilir. Öcalan “Reel sosyalizm” olarak tarif ettiği 90’lı yıllardaki Sovyet sistemim çözülüşüne vurgu yaparak başlıyor. Bu konjonktürün Türkiye’ye yansımalarını ele alıyor. Ayrıca metin hayli yumuşak olup, sert göndermeler yapmıyor. Pozitif bir hava vermeye özellikle dikkat edilmiş. Gerçi fazla ılımanlığında ayrı bir tedirgin ediciliği var. Acaba bir tür “Yemleme” mi yapılıyor diye. Belki de alışık olmadığımızdandır!..
PKK’nın “Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.” diyerek aslında PKK öncesi Kürt isyanlarını atlasa bile bir “varlık nedeni” tespiti yapıyor. Kendilerinin taban bulmasını ise “Demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasına” bağlıyor.
Burada belki de en önemli tespitin “1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.” olduğu anlaşılıyor. Demokratik gelişmelerin PKK’a gerek bırakmadığını söylüyor. “Feshini gerekli kıldığı”nı söylemesi ise en önemli yanı.
Tam bu noktada “Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.” demesi bu çözümlere sanki kapıyı kapalı tuttuğunu göstermektedir. Belki de en önemli tespitlerden biri budur. Ama yerine ne koyduğu net değil.
Lakin hepsinden önemlisi “Tarihi sorumluluğu” üstlendiğini söyleyip, “Silah bırakma” seslenişinde bulunduktan sonra Kandil’deki PKK şeflerine yaptığı çağrıdır. Öcalan “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” diyerek çağrısını sonlandırmaktaydı. Bu haliyle şartsız şurtsuz bir metin gibi duruyor. Öyle de…
Sinek Küçük Ama Mide Bulandırır!..
Daha doğrusu şeklen öyle. Oysa açıklamanın sonunda Sırrı Süreyya Önder tarafından açıklanan “Not” önceki söylenenleri düpedüz şarta bağlıyordu. Tabii bu küçük “Ayrıntı” (!) olayın gidişatını nasıl etkiler bilemiyorum. Genel yaklaşımdan bir “Sapma” gibi duruyor. Ama bir şey almadan vereceklerini zaten sanamayız.
Öcalan belli ki burada son anda bile olsa hem kendisine hem de PKK’ya bir “Açık kapı” bırakıyordu. Ana metinde hiçbir “Şart” öne sürülmezken söz konusu “Not” ta “Bu perspektifi ortaya koyarken şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.” denilerek bir şart koşuluyordu. Bu “Hukuki boyut” tan tam olarak ne kastedildiği ise muğlaktı.
AKP'li eski milletvekili Şamil Tayyar’ında sorduğu gibi "Bu çağrının ek protokolü söz konusu mu, genel af, Anayasa değişikliği, umut hakkı gibi düzenlemeler gündeme gelir mi?”
“Ben Üzerime Düşeni yaptım, Sıra Sizde!..”
Lakin her ne olursa olsun sonuçta Öcalan, çoktandır denildiği üzere üzerine düşeni yapmış görünüyordu. Sonuçta iş sarpa sarsa bile “Günah benden gitti” pozisyonundaydı. Elbette bilemiyoruz olayın arka planında neler döndü, Öcalan’a hangi taahhütlerde bulunuldu, ne sözler verildi?
Nitekim bu ihtimale 13 Oca 2025 tarihli “PKK şefleri huzursuzlanıyor! Kandil sürece ayak mı direyecek?” başlıklı yazımda şöyle belirtmişim: “Peki bu durumda Apo, ‘Silahları bırakın’ çağrısı yapsa ne değişecek? (Yoksa bu da bir oyun mu?) Öcalan ‘Benden istediğinizi yaptım hadi umut hakkından yararlanmamı sağlayın, beni salın ya da ev hapsine alın. Ben üzerime düşeni yaptım onlar uymadılar. Sözünüzde durun’ derse ne olacak? Bu işten faydalanan bir Öcalan olacak. Doğrusu Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmak için iyi formül. Sonrası eski tas eski hamam!..”
PKK çağrıya uyacak mı?
Şimdi gelelim işin bam teline. Çağrı olumlu, falan filanda işin sonu ne olacak? Şimdi top Kandil’de. Eğer aralarında bir “Danışıklı dövüş” yoksa (Ki, Öcalan bu gibi atraksiyonları sever!) Kandil bu “Çağrı” yı nasıl karşılayacak? “Tamam Serok, emrin olur” mu derler yoksa “Bizim önder çizmeyi aştı” diye mi düşünürler. Hangisi?..
Gerçi Öcalan’ın Kandil’den bir koku almadan bu açıklamayı yapmayacağını düşünüyorum ama hiç belli olmaz. Normal koşullarda Kandil’in şu ana kadarki tutumuna bakarsak “Evet” demesi zor görünüyor. İşi yokuşa sürebilirler.
Erken Ümitlenmenin Riskleri!..
Dolayısıyla sadece metne bakıp ümitlenmek safdillik olur. (Nitekim devlette işin farkındaki, açıklamanın hemen ardından Efkan Âlâ “sonucu görmek” gibi temkinli sözler etmiştir) O yüzden rehavete kapılmak manasız görünüyor. Dikkatli olmak lâzım…
Bakalım Kandil bu mesajı nasıl değerlendirecek ve ne tepki verecek? Hiç tepki vermemeleri mümkün olmadığına göre tepki yumuşak mı sert mi olacak? Şeklen kabul bile etseler hangi şartlara, taleplere bağlayacaklar? Aralarında ne gibi bir çelişki çıkacak? Çıkacak mı? Kongre toplanacak mı? Toplanırsa ne karar alacaklar? Bir dizi “Acaba” gündemde. Tabloyu o zaman daha net görebileceğiz. Yoksa “Barış” için erken bir ümitlenme mi söz konusu? Kaldı ki “Ne tür bir barış” diye de ayrıca sormak lâzım.
Sizi bilmem ama benim hayli “Karamsar” bir senaryom var. Umarım yanılırım. Biz gene de iyimserliğimizi bozmayalım şimdilik. O da başka bir yazıya. Belli ki bu konu daha çok devam edecek. Şimdilik ilk etapta bu kadar!..
28. 02. 2025